Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
PANELE YOĞUN İLGİ
GÜNDEM
2022-05-25 08:52

PANELE YOĞUN İLGİ

“HATAY’IN VE ARAP ALEVİLERİN KÜLTÜR VE TARİHİ” PANELİNE  YOĞUN İLGİ   

    Koyunoğlu Dayanışma Platformu tarafından organize edilen “Hatay’ın ve Arap Alevilerin Kültür Ve Tarihi” Adlı Sempozyumu yoğun katılımla gerçekleştirildi.  

Koyunoğlu Çok amaçlı salonda gerçekleşen panele Konuşmacı olarak  Araştırmacı yazar Müslüm Kabadayı ve araştırmacı yazar Tevfik Usluoğlu Hatay’ın ve Arap Alevilerin Kültür Ve Tarihi ile ilgili bilgi ve birikimlerini katılıcılara paylaştı.  panelin modülatörlüğünü Emine Güneş Beyazgül gerçekleştirdi.

     Ardından kemanda Ahmet Gültekin gitarda Hüseyin Kayıkçı’nın katkılarıyla müzik dinletisi büyük beğeni kazandı.

    Panele ; Samandağ eski belediye başkanı Mithat Nehir Köylere Hizmet Götürme Birliği eski  Meclis üyesi Sezgin Gümüş , Vatanını Sevenler federasyonu başkanı Çetin Karabıyık,  ve çok sayıda vatandaş katıldı.   

  Hatay’ın ve Arap Alevilerin Kültür Ve Tarihi hakkında bilgi ve birikimlerini katılımcılara paylaşan Araştırmacı yazar Müslüm Kabadayı panelde şunları söyledi: “Antakya’nın kısa sürede tanınmasını sağlayan önemli özelliklerinden biri de Roma İmparatoru Augustus döneminde olimpiyatların düzenlenmesidir. Dört yılda bir düzenlenen olimpiyatlara ilginin yoğun olması nedeniyle Antakya’da sürekli yeni binalar yapılmış ve nüfus hızla artmıştır. O dönemin 3. büyük kenti haline gelmiştir. Doğunun Kraliçesi haline gelen kent, ne yazık ki sık gerçekleşen depremlerle hep yıkılıp yeniden yapılmıştır. Kayda geçen ilk deprem M.Ö 148’de gerçekleşmiştir. En büyük deprem ise M.S. 526’da meydana gelmiş ve 250 bin kişi ölmüştür. Bu depremde Daphne ve Seleuceia Pieria da yerle bir olmuştur. Daha sonraki büyük deprem ise 1872’de gündeme gelmiş ve Asi üzerindeki Roma Köprüsü ilk kez hasar almıştır.

            M.Ö. 64 yılında Antakya serbest şehir statüsü ile Roma İmparatorluğuna katıldı ve imparatorluğun Suriye Eyaletinin başkenti oldu. M.S. 1. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan Hristiyanlık, Kudüs dışında ilk defa Antakya’da yayıldı. Hz. İsa’ya inananlara ilk defa Antakya’da “Hıristiyan” adı verildi. M.S. II. yüzyılda Antakya; Roma ve İskenderiye’den sonra 200.000–300.000 nüfusuyla imparatorluğun üçüncü büyük kenti oldu. Şehrin başlıca gelir ve zenginlik kaynağı tarım ve ticaretti. Şehir; saraylara, köşklere, heykellere, suyollarına, hipodroma, hamamlara ve hatta kanalizasyon sistemine sahipti.

            Birçok alanda gelişen bir kent olarak Antakya, verimliliği ve doğal güzelliğiyle çekim merkezi olmuştur. Bu nedenle de sürekli imparatorluklar, işgalci devletler tarafından hep saldırıya uğramıştır. Persler ve Romalılar arasında paylaşılamayan kent olarak Antakya, MS 256 yılında Sasaniler döneminde I. Şapur tarafından işgal edilmiştir. Sasaniler, Antakya’yı yağmalayarak harabe haline getirip; esir edilen halkın büyük bir kısmını İran’a götürerek Cündişâpür’a yerleştirmişlerdir. Aynı olay 6. yüzyılda başka biçimde gerçekleşmiştir. Sasani hükümdarı Enûşirvân tahta çıktıktan sonra 532’de Bizans imparatoruyla barış yapmış fakat bu barış 540 yılında bozulmuş ve yeniden savaşlar başlamıştır. Enûşirvân, Suriye topraklarına girerek birkaç şehri zaptetmiş, bazılarını da haraca bağlamıştır. Son olarak Antakya’yı yağmalayıp yakmış ve çok sayıda esir almıştır. Bunun üzerine Jüstinyen, Sâsânîler’le barış yapmak zorunda kalmıştır. İran’a döndükten sonra Ctesiphon (Medâin) yakınlarında Antakya gibi bir şehir inşa edilmesini emreden Enûşirvân bu şehre Veh-Andiök-Husrev (Antakya’dan daha güzel şehir) adını vermiş ve buraya Antakya’dan getirdiği eserleri yerleştirmiştir.

            Antakya’nın Roma İmparatorluğu’na bağlı olduğu dönemde M.S. 3. yüzyılda ilginç bir gelişme gündeme geldi. Hurriler döneminde “bilgi” ve “sevmek” anlamlarına gelen Palmira ve Tedmur adlarıyla anılan yerde Kraliçe Zenobia’nın öncülüğünde bilim, sanat ve savaşta güçlü bir devlet olan Palmira Krallığı, Hatay coğrafyasının da içinde olduğu Anadolu içlerine kadar genişledi. Bugün Avrasya’daki topluluklar arasında sevilen adlardan olan Zeynep’in onun adından geldiği bilinir. Onun bir kadın önder olarak Roma’nın sömürgeciliğine kafa tutması ve iki kez üzerine gönderilen orduları yenmesi, ancak Roma imparatorun üçüncü seferde büyük orduyla Zenobia’nın ordusunu İmma’da (bugünkü Reyhanlı) yenmesiyle bu parlak dönemin sona ermesi, Antakya açısından da kötü olmuştur. 

            395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölündü. Doğu Roma (Bizans) sınırları içinde kalan Antakya 638’de İslam orduları kumandanı Ebu Ubeyde İbn’ül Cerrah tarafından fethedildi. Emeviler döneminde (661-750) Antakya Halep’e bağlandı. Ardından Hatay bölgesi Abbasiler, Tolunoğulları ve İkşitlerin eline geçti.

            944 yılında Kuzey Suriye’de Antakya’yı da içine alan Hamdanoğulları Devleti kuruldu. 967-969 yıllarında Hamdanilerle Bizanslılar arasında şiddetli çatışmalar oldu. Sonunda Antakya Bizans kuşatmasına 969 yılına kadar dayanabildi. Antakya Bizans İmparatoru Nikephorus Phokas’ın kumandanlarından Mikhail Burtzes tarafından zaptedildi.

           9. ve 10. yüzyıllarda Antakya ve civarına çok sayıda Türk nüfusu gelerek yerleşmeye başladı. Bunda doğudaki Selçuklu varlığının büyük etkisi vardı. Sultan Melikşah döneminde (1072-1092), Kutalmışoğlu Süleyman Bey 1074 yılında önce Halep’i daha sonra Antakya’yı kuşattı. Vali İsaakios Komnenos 20.000 altın karşılığında barış yaparak kuşatmayı kaldırttı. 1084 yılında Antakya Askeri Valisi Philaretes Urfa’ya gidince kötü yönetim ve baskıdan bıkan halk bunu fırsat bilip İznik’te bulunan Süleyman Bey´i kente davet etti. Bunun üzerine Kuzey Suriye’ye bir sefer düzenleyen Kutalmışoğlu Süleyman Bey 12 Aralık 1084’te Antakya’ya girdi. Süleyman Bey, Filistin Selçuklu hükümdarı Sultan Melikşah’ın kardeşi Dımışk Meliki Sultan Tutuş arasında Halep yakınında yapılan savaşı kaybetti ve öldü. Antakya Selçuklu Meliki Sultan Tutuş’un hâkimiyetine girdi. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah Kuzey Suriye’de çıkan hâkimiyet kavgasını çözmek için 1086 yılında önce Halep, oradan Antakya’ya geldi. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah, Tutuş’u sadece Dımışk (Şam) Meliki olarak bırakıp, Antakya’ya Yağısıyan’ı Vali tayin ederek Antakya’yı doğrudan doğruya imparatorluğa bağladı.

            1097 yılında Anadolu’dan Çukurova’ya gelerek İskenderun’u alan Haçlı orduları 21 Ekim 1097’de Antakya’yı kuşattı. Uzun süren bir kuşatma sonunda 1098’de Antakya Haçlılar tarafından zapt edildi. 1. ve 2. Haçlı seferleri sırasında Suriye Bizanslıların elinden çıktı, bölgeyi mahalli Müslüman Beyliklerle Latinler paylaştı. Antakya’da Kudüs’e bağlı olan Dükalık (Antakya Prensliği veya Antakya Kontluğu) kuruldu.    1268 yılında yöreye gelen Baybars komutasındaki Memluk ordusu Antakya’yı kuşattı ve 18 Mayıs 1268 günü yapılan hücumla şehre girildi. Memlukluların 1268’de gelişleri ile 171 yıl süren Antakya Haçlı Prensliği sona erdi. Baybars’ın hükümdarlığı zamanında bölgede Türkmenlerin göç ve yerleşimleri yoğun olarak gerçekleşti.

Önceleri bir Roma mabedi iken, daha sonra kilise ve en sonunda İslam hâkimiyeti döneminde cami haline dönüştürüldüğü konusunda, kaynaklarda birbirinden farklı bilgiler bulunan Habib-i Neccar Camisi’nin medrese duvarında, üzerinde Baybars’ın adı bulunan bir kitabenin varlığı, buranın Memlûkler döneminden beri bir cami yeri olduğunu göstermektedir. (Demir, 1996: 80; Gündüz, 2009: 39). Antakya’yı 1888 yılında ziyaret eden L’Abbe E. Le Camus, Habib-i Neccar Camisini ziyaret ettikten Müslümanların camilerini Hristiyan mabetleri üzerine inşa ettiklerini ima ederek Habib-i Neccar ile ilgili şu efsaneyi anlatır: “…Müslüman geleneğine göre bir, belki de Hıristiyan savunucusu olan birçok kahraman, bu caminin altındaki mahzende yatıyor. Burada sözkonusu olan kişi, cesaretle kendini göstermiş olan Nazareth’li marangozun arkadaşı ünlü ‘Theophore’, Kutsal Ignace değil mi? Beni bu varsayıma iten, söz konusu caminin, hemen hemen Julien’in ‘Misopogon’ adlı eserinde ve iki Antakya’lı; Ammien Marcellin ve hatip Libanius tarafından dile getirilen ‘Fortune Mabedi’ veya ‘Antakya Tanrıçası’na uygun düşmesidir. …Eve gelirken yanından geçtiğimiz Habib-i-Neccar Cami, eski Pantheon ve Antakya Tyche’si Mabedi olmasın?” (Demir, 1996: 177-178).

BEYAZGÜL “AMACIMIZ ARAP ALEVİ TARİHİNİ VE KÜLTÜRÜNÜ TANIMA VE İLERİYE TAŞIMAKTIR” 

Koyunoğlu Dayanışma Platformu üyesi Emine Güneş Beyazgül panelde açılış konuşmasında şu ifadelere yer v erdi: “    Koyunoğlu dayanışma patronunun düzenlediği Hatay’ın ve Arap Alevilerin kültürü ve tarihi konulu panelini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz.  Arap Alevi tarihini ve kültürünü tanıma ve ileriye taşıma amacıyla bu etkinlik düzenlenmektedir kendi tarihi ve kültürünü tanımayan ve yaşamayan toplumlar kültürel renklerini kaybeder bu etkinliğin zengin kültürel değerlerimizin korunması ve ileriye taşınmasına vesile olacağına inanıyoruz Arap Alevilerin kültürel renkleri ile evrendeki diğer kültür renklerin birlikte yaşaması farklı renklere saygı ve hoşgörü toplumsal barış için önemlidir bu renklerin korumasına katkı sunacak olan değerli araştırmacı yazar Müslüm kabadayı ve araştırmacı yazar Teyfik Usluoğlu bilgi birikimleri ile aramızdalar”


Bu haber 254 kez okundu.





SON YORUMLAR

Samandağ Gazetesi Her Hakkı saklıdır © 2015 | İzinsiz ve Kaynak gösterilmeden kullanılamaz

ALPTASARIM